Fatih DUMAN
   
  İnsan Kaynakları Yönetimi
  İşini Sevmeyenler
 


İş hayatında çok bilinen ve sıklıkla tekrarlanan bir ifade; çalışanların işlerini, ürünlerini ve müşterilerini sevdiklerinde daha başarılı ve mutlu olduklarını anlatır. Bu ifadenin ilk bakışta olağan bir durumu yansıttığı; çalışanların doğal olarak; işlerini, iş arkadaşlarını, yöneticilerini, ürünlerini ve müşterilerini sevdikleri düşünülür. Çünkü çalışanlar, olağan koşullar altında işletmelere bilerek ve isteyerek başvurmuşlardır. Büyük olasılıkla, işe giriş görüşmelerinde kendilerine ürünlere olan ilgileri ve ürün bilgileri sorulmuştur. Kendileri de, bu mülakatlarda sektörü ve müşteri tiplerini tanıdıklarını da belirtmişlerdir. Bu işletmede başarılı ve mutlu olacaklarına inandıklarını da vurgulamışlardır.

Ancak, gerçekte iş yaşamında ilginç bir durum yaşanmaktadır. Çoğu işletmede, bir kısım çalışanlar, işe başladıktan bir süre sonra işleri, yöneticileri, patronları, pazarladıkları ürünler ve hizmet sundukları müşteriler hakkında olumsuz duygular geliştirmektedirler. Bu kişiler, kendilerine sorulduğunda, hatta sorulmadan şikâyetlerini, eleştirilerini ve suçlamalarını art arda sıralamaktadırlar. Özellikle, müşterilerle doğrudan ilişki içinde olan satış birimleri çalışanları arasında yaygın görülen bu durum, aynı zamanda, satışçıların başarısızlıklarını, mutsuzluklarını ve çok sık iş değiştirmelerini de açıklamaktadır.

Onlara göre patron, iş ve insan yönetimini bilmemektedir. Ürünün birçok zayıf ve eksik yönü bulunmaktadır, üstelik fiyatı da rakiplere göre pahalıdır. Yöneticiler, çalışanlara girişkenlik alanı vermemekte, onları ezmektedirler. Müşteriler; bilinçsiz, kaba, küstah ve ukaladır. Şirket içinde güven, anlayış ve işbirliği yoktur, arkadaşlarının iş becerisi ve yardımcı olmaya niyetleri yoktur. Şirket, insana değer vermemekte, çalışanların istek ve ihtiyaçlarını görmemektedir. Bunları ve benzer ifadeleri sürekli tekrarlayan bu insanlar, neredeyse her fırsatta, nerede ve kimin yanında olduklarına bakmaksızın çalıştıkları işletmeleri, onun ürünlerini ve müşterilerini küçümsemekte ve kötülemektedirler.

Bu durum, özellikle o işletmede yeni işe başlayan heves ve heyecanı yüksek gençleri son derece olumsuz etkilemektedir. Nasıl bir yere geldiklerini, ne kadar zor bir müşteriye, ne kadar zayıf bir ürünü satmak zorunda kalacaklarını daha işin başında düşünmeye başlamaktadırlar. Üstelik sürekli olarak kendilerine neden daha iyi başka bir iş bulamadıkları sorulmakta, yol yakınken ve daha işin başındayken ayrılıp başka bir iş aramaları telkin edilmektedir. Burada, çok büyük olasılıkla hevesli ve işini sevebilecek gençlerin başarılı olarak işletme içinde kötü örnek oluşturacaklarından korkulmaktadır.

Diğer taraftan, işini sevmeyen insanların, özellikle satışçıların, müşterilerle iletişimlerinde de bu duygularını sözlü ve sözlü olmayan biçimlerde ifade ettikleri gözlenmektedir. Müşteriye adeta ürünü satmak için değil satmamak için çaba göstermektedirler. Bu tutum, bazen müşteriyi bir haksızlıktan veya aldatılmaktan korumak gibi tek yanlı, ancak kendilerince iyi niyetli bir yaklaşım olmakta, bazen de şirketten ve patrondan adeta intikam almak gibi gizli zevk veren bir duyguyu barındırmaktadır. Sonuçta, işini sevmeyen bir çalışan, müşteriye sunduğu ürünü ya da hizmeti beğendirememekte ve bu durumun suçlusu olarak ta kendisinden başka herşeyi ve herkesi gösterebilmektedir.

Bütün bu nedenlerle, iş sahiplerinin ve yöneticilerin, eleman seçerken öncelikle işini gerçekten ve uzun dönemde de sevecek insanları bulmaya ve işe almaya özen göstermeleri gerekir. İkinci adımda, işini sevmeyen insanları fark ettiklerinde onlarla özel olarak ilgilenerek mümkünse sorunlarını çözmeye, eğer değilse işi bırakmalarını sağlamaya çalışmalıdırlar. Bu arada, bu insanların diğer çalışanları ve özellikle yeni işe başlayanları “zehirlememeleri” için önlemler almalıdır. İşini sevmeyen bir çalışanın varlığı fark edildiğinde, bu durumun kendisini ve başkalarını daha fazla üzmeden işini bırakmasının en doğrusu olacağı telkin edilmelidir. İş sahipleri ve yöneticiler, eğer çalışanlarının başarılı ve mutlu olmalarını istiyorlarsa, onları işlerini, ürünlerini ve işletmelerini sevmeleri yönünde etkilemeli ve desteklemelidirler.

Bu konuda; tutum geliştirme, bilgilendirme, bilinçlendirme amaçlı çabalar içinde olmalıdırlar. İkili ilişkiler, açık iletişim, eğitimler, grup çalışmaları, ortak aktiviteler ve adil ücret-ödül sistemi çoğu kez çalışanların tutumlarını önemli ölçüde olumlu yönde etkileyen faktörlerdir. Başlangıçta bunlar üzerinde düşünmeyen iş sahipleri ve yöneticiler, daha sonra ciddi insan sorunları üzerinde düşünmek ve çok zor kararlar almak zorunda kalabilirler. 

Fatih DUMAN

 
  Bugün 1 ziyaretçi (22 klik) kişi burdaydı! Fatih DUMAN  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Fatih DUMAN